5 Aralık 1900'lü yıllarda dünyaya geldiğinde, benim gibi bir tehlikeyle karşılaşacağından1,5 Yasindayim haberi yoktu tabii ki! 
Çünkü o zamanlar kendisi başlı başına bir tehlikeydi zaten... Mahallede de terör estirirdi, erkek arkadaşlarından birinin kolunu kırmıştı.

(Bu onun sabıkalarından yalnızca biri! Şimdi de konserlerinde o şarkı söylerken dinlemeyip kendi aralarında konuşanların kemiklerinin ne derece sağlam olduğunu araştırıyor.)

Çok erken konuşmuştu; susarak bir yere varılamayacağını daha o yaşlarda anlamış olmalı ki, susmasını hiç öğrenemedi. (Hala tüm Türkiye onu dinliyor, en çok da ben...) Çok yaramazdı, bu yüzden gönderildiği anaokulunda ona ilk gösterdikleri yer "kapı" oldu. Anne ve babası çalıştığı için, Demet'i bir bakıcının zaptetmesi gerekiyordu. Oysa, öyle olağanüstü bir bakıcı henüz yeryüzüne inmemişti. (Tahminlere göre, inmeye de cesaret edemezdi zaten...)

Izmir'de...Herkesin bir defa başlamakla yetindiği ilkokula, Demet'in iki defa başlaması gerekti. Çünkü 5 yaşında okula başladığında, okulu teftişe gelen bir müfettiş tarafından farkedildi (ilk keşfedilmesi böyle oldu da denilebilir.) , misafir öğrenci masalını da yutturamayınca; bu defa 6 yaşında ve ikinci defa ilkokula başladı. (ilkokulmuş, ilk bunun neresindeyse...) "En çok okula başlayan çocuk" ünvanını da işte bu yıllarda kazandı. Herkes "A" harfini öğrenirken, o "Ali topu at" diye dersin içine edince (!) öğretmeninden kırmızı kart görüp sınıfı terketmek zorunda kaldı.

Herkesin ona durmadan kapıyı göstermesine bir anlam veremedi tabii... Arkadaşları okuma-yazma öğrenirken o spor salonlarında vakit geçirdi.

İlginçtir ki, sporcu değil sanatçı oldu. (Pardon, sanatçı olunmaz doğulur, o zaten sanatçı doğmuştu. E basketçi olması da beklenemezdi! Tamam kızma Demetcim ya, ben de kısayım ne olmuş!!!)

GaziOsmanpasa Ortaokulu-AnkaraOrtaokulda, hala anlaşılamayan bir nedenden ötürü sakin bir okul hayatı yaşadıktan sonra; lisede tekrar eski azılı günlerine geri döndü. Okul hayatı boyunca hep kabarık bir sabıka dosyası oldu, buna rağmen neyse ki liseyi de bitirdi. Türkiye çapında en çok koyun kesimi de o öğretim yılı sonuna rastlar. (Tüm öğretmenlerinin Demet'ten kurtulmaları şerefine kurban kestikleri söylentiler arasında...)

Marmara Üni. Güzel Sanatlar Fak. Resim Bölümünü kazandı. Daha sonra annesinin isteğiyle Bilkent Üni. Grafik Bölümüne girdi. Ancak aynı yıl Bilkent Üni. Şan bölümünde birinci olunca (ki bu yetenek ve bu sesle böyle bir sonuç çok doğaldı) o bölüme geçti. Herkes Demet'in üniversite turnesi nihayet bitti deyip tam rahat bir nefes almıştı ki bu defa da, Bilkent Üniversitesini bitirmeden İstanbul Teknik Üni. Şan bölümüne geçti ve İstanbul'daki teyzesinin yanına gitti. Türkiye'deki bütün üniversiteleri bu şekilde dolaşmaya kararlıydı galiba ama bir gece kulübünde Kayahan'la tanışınca bunu unutmak zorunda kaldı. Hatta bunu öyle bir unuttu ki, okula gitmek aklına gelmediğinden devamsızlıktan atıldı tabii..

Kayahan'la tanıştığı gece ilk söylediği şarkı (ondan önce de şarkı söylerdi ama, hiçbir şarkı onun hayatını bu şarkı kadar değiştirmemişti.) Un Amor'du. Şarkının İspanyolca olması ve kimsenin bir şey anlamaması yüzünden çok başarılı bulundu, öyle ki İspanyollar bile bu başarıyı takdir ettiler.

Çünkü Demet öyle güzel İspanyolca konuşuyordu ki, İspanyollar bile dillerinin bu kadar iyi kullanılmasından ötürü bir şey anlayamadılar. Demet şarkıyı atarak söylemişti, biraz geç uyanan İspanyollarla; şarkıda İspanyolca küfür ettiği için başı derde girdi...

5 yıl Kayahan'la çalıştıktan sonra nihayet, kendi albümünü yaptı ve Kınalı Bebek dünyaya geldi. Kınalı bebek zamanla büyüdü, tabii kına falan da kalmadı. Zaten en büyük sorun bu kınaların çok çabuk çıkmasıydı. "Bari Hint kınası getirtelim" dedilerse de, Hindistan'la anlaşamadılar. Hindistan sponsor olmak istemiyordu ve Hindistan olarak kaldı... Küçüklüğünde başına gelen bu kötü olaylar yüzünden, kınalı bebek büyür büyümez şikayetlere başladı ve Şikayetim Var da böyle ortaya çıktı.

Uzun süre şikayet edip geçmişin intikamını aldıktan sonra nihayet Sımsıcak adını verdiği üçüncü albümünü çıkardı. Bu yüzden olsa gerek ki dünya, en sıcak yazını yaşadı... (aslında bu, albümün değil Demet'in sıcaklığıydı.) Her yaptığı işi başarıyla yaptı... En güzel ses, en iyi yorum, en başarılı klipler hep ona ait oldu. Oyunculukta da ne kadar iyi olduğunu Belgin Doruk'u canlandırdığı Zeki Müren Müzikalinde ve "Nilgün" adlı tv dizisinde herkese ispatladı. Sadece bu kadar değil tabii, boyuyla oranlarsak başarılarıçoooooooook daha uzun... Söz yazarı ve besteci ayrıca... Beste yaptığını pek çok kişi bilmese de, besteciyim diye geçinenlerden çok daha iyi beste yaptığı kesin... Artık ev hanımları bu akşam acaba ne beste yapsak diye düşünmeyecekler; Demet'ten beste tarifi alıp kolayca yapabilecekler...

2000 yılında ise, DEMET adlı albümünü piyasaya çıkaran Demet, Fal Bilim Merkezi kurarak Papatya Falı bakmaya başladı. Baktığı hiç bir falı tutturamayınca, papatyaların saplarını da saymaya başladı. Fallar çıkmıyordu ama albüm oldukça başarılıydı. Yurtdışından birçok teklif aldı. Ancak falcılıkta iş yoktu.

Takvimler 2004 yılını gösterdiğinde, ki son albümden bu yana 4 yıl geçmişti, nihayet KORKUM YOK adlı albümüyle müzik listelerine geri döndü. Albümün çıkışıyla birlikte resmi web sitesi olan www.demetsagiroglu.com açıldı. Sitenin forum bölümünde yorum yapmaya başladı. Web sitesine devamlı olarak girip hayranlarıyla iletişim kuran, sorularını cevaplayan Demet'in resmi web sitesine sizleri de bekliyoruz. Foruma üye olun. Demet'i yakından tanıyın.